haberci
Efsanevi Üye
Puan
38
Çözümler
0
Varoluşculuk Felsefesi,
Varoluşculuk Felsefesi Nedir,
Varoluşculuk Felsefesinin onculeri
Varoluşculuk (egzistansiyalizm) bireyin deneyimini, ve bu deneyimin tekilliğini ve biricikliğini insan doğasını anlamanın temeli olarak goren bir felsefe akımıdır Varoluşculuk, insanın varoluşuyla doğal nesnelere ozgu varlık turu arasındaki karşıtlığı buyuk bir gucle vurgulayan, iradesi ve bilinci olan insanların, irade ve bilincten yoksun nesneler dunyasına fırlatılmış olduğunu one suren bir duşunce okuludur Bu akım insan ozgurluğune inanır ve insanların davranışlarından sorumlu olduğunu one surer
Genel Manada Varoluşculuk
Varoluşculuk yirminci yuzyılın ilk yarısının sonlarına doğru Fransa 'da ortaya cıktı En onemli temsilcileri Martin Heidegger, Karl Jaspers, JeanPaul Sartre, Gabriel Marcel ve Maurice MerleauPonty olmuştur Felsefi bakımdan temelleri ise bunlardan once Nietzsche ve Soren Aabye Kierkegaard gibi duşunurler tarafından atılmıştır
Varoluşculuğu belirleyen temel ozellik ve tavırlar şoyle sıralanabilir:
1) Varoluşculuk, herşeyden once varoluşun hep tikel ve bireysel, yani benim ya da senin veya onun varoluşu olduğunu one surer Bundan dolayı, o insanı mutlak ya da sonsuz bir tozun tezahuru olarak goren her tur oğretiye, gercekliğin Tin, Akıl, Zeka, Bilinc, İde ya da Ruh olarak varolduğunu one suren idealizme karşı cıkar
2) Akım, varoluşun oncelikle bir varlık problemi, varoluşun kendi varlık tarzıyla ilgili bir problem olduğunu dile getirir ve varlığın anlamına ilişkin bir araştırmaya karşılık gelir Bu cerceve icinde, her tur bilimci, nesnel ve analitik yaklaşıma şiddetle karşı cıkan varoluşculuk, ozellikle varoluşun zamansal yapısına ilişkin analiz yoluyla, Varlığın genel anlamıyla ilgili bir oğreti, belli bir ontoloji uzerinde yoğunlaşır
3) Varoluşculuğa gore, varlığa ilişkin araştırma, varolanın aralarından bir secim yapmak durumunda olduğu ceşitli imkanlarla karşı karşıya gelmeyi gerektirir Başka bir deyişle, varoluşcu felsefe, geleneksel felsefenin one surduğu gibi, ozun varoluştan once değil de, varoluşun ozden once geldiğini one surer; insanın once varolduğunu daha sonra kendisini tanımlayıp, ozunu yarattığını dile getirir Başka bir deyişle varoluşculuk, insanın dunyaya fırlatılmış bulunduğunu, dolayısıyla kendisini nasıl oluşturursa oyle olacağını; insanın ozunu kendisinin belirleyeceğini; bireysel insan varlığının sabit ya da değişmez, ozsel bir doğası bulunmadığını one surer Bu bağlamda her tur determinizm ya da zorunlulukculuğa buyuk bir gucle karşı cıkan varoluşculuk, bireylerin mutlak bir irade ozgurluğune sahip bulunduğunu, insanın ozgurluğe mahkum olduğunu ve olduğundan tumuyle farklı biri olabileceğini dile getirir
4) İnsana ozunu oluşturma şansı veren bu imkanlar, onun şeylerle ve başka insanlarla olan ilişkileri tarafından yaratıldığı icin, varoluş her zaman dunyadaki bir varlık olmak veya secimi sınırlayan ya da koşullayan somut ve tarihsel olarak belirlenmiş bir durumda ortaya cıkmak durumundadır Bu ise, varoluşculuğun tekbenciliğe ve epistemolojik idealizmle taban tabana zıt bir felsefe akımı olduğu anlamına gelir
5) Varoluşculuk, nesneden yola cıkan, varlıkla ilgili nesnel doğrulara ulaşmaya calışan goruşlere karşı, ozneden hareket ve oznel hakikatlerin onemini vurgular Felsefenin, varlık ve tumeller gibi konularla uğraşıp nesnelliği araması yerine, korkuyu, yabancılaşmayı, hiclik duygusunu, insanlık halini ele alıp, oznelliğe yonelmesi gerektiğini; hakikatin tumuyle oznel olup, hicbir soyutlamanın bireysel varoluşun gercekliğini kavrayamayacağını ve ifade edemeyeceğini soyler
6) Varoluşculuk, ozellikle de humanist ya da ateist boyutu icinde, evrenin akılla anlaşılabilir olan bir gelişme doğrultusu olmayıp, ozu itibariyle sacma ve anlamsız olduğunu, evrenin rasyonel bir tarafı bulunmadığını, evrene anlamın insan tarafından verildiğini one surer
7) Boyle bir evrende, insanın hazır bulduğu ahlak kuralları olmadığından; varoluşculuk, ahlaki ilkelerin, kendi eylemleri dışında, başka insanların eylemlerinden de sorumlu olan insan tarafından yaratıldığını savunur
Varoluşculuk Felsefesi Nedir,
Varoluşculuk Felsefesinin onculeri
Varoluşculuk (egzistansiyalizm) bireyin deneyimini, ve bu deneyimin tekilliğini ve biricikliğini insan doğasını anlamanın temeli olarak goren bir felsefe akımıdır Varoluşculuk, insanın varoluşuyla doğal nesnelere ozgu varlık turu arasındaki karşıtlığı buyuk bir gucle vurgulayan, iradesi ve bilinci olan insanların, irade ve bilincten yoksun nesneler dunyasına fırlatılmış olduğunu one suren bir duşunce okuludur Bu akım insan ozgurluğune inanır ve insanların davranışlarından sorumlu olduğunu one surer
Genel Manada Varoluşculuk
Varoluşculuk yirminci yuzyılın ilk yarısının sonlarına doğru Fransa 'da ortaya cıktı En onemli temsilcileri Martin Heidegger, Karl Jaspers, JeanPaul Sartre, Gabriel Marcel ve Maurice MerleauPonty olmuştur Felsefi bakımdan temelleri ise bunlardan once Nietzsche ve Soren Aabye Kierkegaard gibi duşunurler tarafından atılmıştır
Varoluşculuğu belirleyen temel ozellik ve tavırlar şoyle sıralanabilir:
1) Varoluşculuk, herşeyden once varoluşun hep tikel ve bireysel, yani benim ya da senin veya onun varoluşu olduğunu one surer Bundan dolayı, o insanı mutlak ya da sonsuz bir tozun tezahuru olarak goren her tur oğretiye, gercekliğin Tin, Akıl, Zeka, Bilinc, İde ya da Ruh olarak varolduğunu one suren idealizme karşı cıkar
2) Akım, varoluşun oncelikle bir varlık problemi, varoluşun kendi varlık tarzıyla ilgili bir problem olduğunu dile getirir ve varlığın anlamına ilişkin bir araştırmaya karşılık gelir Bu cerceve icinde, her tur bilimci, nesnel ve analitik yaklaşıma şiddetle karşı cıkan varoluşculuk, ozellikle varoluşun zamansal yapısına ilişkin analiz yoluyla, Varlığın genel anlamıyla ilgili bir oğreti, belli bir ontoloji uzerinde yoğunlaşır
3) Varoluşculuğa gore, varlığa ilişkin araştırma, varolanın aralarından bir secim yapmak durumunda olduğu ceşitli imkanlarla karşı karşıya gelmeyi gerektirir Başka bir deyişle, varoluşcu felsefe, geleneksel felsefenin one surduğu gibi, ozun varoluştan once değil de, varoluşun ozden once geldiğini one surer; insanın once varolduğunu daha sonra kendisini tanımlayıp, ozunu yarattığını dile getirir Başka bir deyişle varoluşculuk, insanın dunyaya fırlatılmış bulunduğunu, dolayısıyla kendisini nasıl oluşturursa oyle olacağını; insanın ozunu kendisinin belirleyeceğini; bireysel insan varlığının sabit ya da değişmez, ozsel bir doğası bulunmadığını one surer Bu bağlamda her tur determinizm ya da zorunlulukculuğa buyuk bir gucle karşı cıkan varoluşculuk, bireylerin mutlak bir irade ozgurluğune sahip bulunduğunu, insanın ozgurluğe mahkum olduğunu ve olduğundan tumuyle farklı biri olabileceğini dile getirir
4) İnsana ozunu oluşturma şansı veren bu imkanlar, onun şeylerle ve başka insanlarla olan ilişkileri tarafından yaratıldığı icin, varoluş her zaman dunyadaki bir varlık olmak veya secimi sınırlayan ya da koşullayan somut ve tarihsel olarak belirlenmiş bir durumda ortaya cıkmak durumundadır Bu ise, varoluşculuğun tekbenciliğe ve epistemolojik idealizmle taban tabana zıt bir felsefe akımı olduğu anlamına gelir
5) Varoluşculuk, nesneden yola cıkan, varlıkla ilgili nesnel doğrulara ulaşmaya calışan goruşlere karşı, ozneden hareket ve oznel hakikatlerin onemini vurgular Felsefenin, varlık ve tumeller gibi konularla uğraşıp nesnelliği araması yerine, korkuyu, yabancılaşmayı, hiclik duygusunu, insanlık halini ele alıp, oznelliğe yonelmesi gerektiğini; hakikatin tumuyle oznel olup, hicbir soyutlamanın bireysel varoluşun gercekliğini kavrayamayacağını ve ifade edemeyeceğini soyler
6) Varoluşculuk, ozellikle de humanist ya da ateist boyutu icinde, evrenin akılla anlaşılabilir olan bir gelişme doğrultusu olmayıp, ozu itibariyle sacma ve anlamsız olduğunu, evrenin rasyonel bir tarafı bulunmadığını, evrene anlamın insan tarafından verildiğini one surer
7) Boyle bir evrende, insanın hazır bulduğu ahlak kuralları olmadığından; varoluşculuk, ahlaki ilkelerin, kendi eylemleri dışında, başka insanların eylemlerinden de sorumlu olan insan tarafından yaratıldığını savunur