Puan
113
Çözümler
4
- Konum
- Adana
- Mesajlar
- 342.539
- Katılım
- 27 Aralık 2022
- Çözümler
- 4
- Tepkime puanı
- 64
- Yaş
- 37
- Puan
- 113
- Web sitesi
- forumdaslar.com
- Tuttuğu Takım
-
Beşiktaş
- Meslek
- Webmaster
- @FORUMDASLAR
1875 yılında Prag'da doğdu. Askeri okulda okudu. 1892'de Prag'a gitti ve edebiyat çevrelerine girdi. Bu sırada ilk şiirlerini yazdı. 1896'da doğduğu şehri terk edip Münih'e geçti. Sonra hayatının en büyük aşkı konumuna ulaşan Lou Andreas-Salome ile tanışarak berlin'e gitti. Onunla birlikte Rusya'ya iki yolculuk yaptı. Lou'dan ayrılmasının ardından Clara adlı bir heykeltraşla evlendi ve bir kızı oldu. Karısı Rodin'in öğrencisiydi ve 1902'de Paris'e giderek büyük ustayla tanışıp dostluk kurdu. İtalya'ya geçti. Yaşamında yolculuklar ve şiir yan yana gezmeye başlamıştı.
1910 yılında Thurn-und-Taxis Prensesi, onu Duino şatosuna davet etti. Kuzey Afrika'ya ve Mısır'a yolculuklar yaptı. 1919 yılından sonra sık sık İsviçre'ye gitti ve Muzot şatosuna yerleşti. Hasta olan Rilke, ömrünün son üç yılında Fransızca birkaç şiir yazdı ve Paul Valery'den Almanca'ya tercümeler yaptı.1926, Valmont, Montreux de öldü.
"Şairin yerleşik değerlerle belki de ilk hesaplaşışıdır bu: Çevresinde büyük bir hızla çeşitli faşizm biçimlerine yönelmiş 'ulusallık'ların karşısına koymak için Avrupa'nın dörtbir yanından, "Fransa'dan, Burgonya'dan, Felemenk'ten, Kaernten koyaklarından, Bohemya kalelerinden" getirdiği "Baylar"la, yerel halktan ırzına geçilmiş ve öldürülmüş insanların yanından geçen ve bu "yabancı ülkede" bir Fransız ile dostluk kurdurduğu, adını bile sormayan Macar Kontes ile bir aşk gecesi yaşattığı ve sonunda da şanslı bir biçimde ölüme gönderdiği "Langenau'lu"yla, gelmekte olan yüzyılı kasıp kavuracak acılara, ulağın "ağlarken göreceği" ananın gözyaşları kadar keskin bir soru işareti getirir Rilke: Önemli olan dostluk, sevgi ve ölüm değil midir -söz konusu olan bir "sefer" ve bir "sancak" bile olsa?.. "
Şiirlerinden Örnekler :
HER ŞEY BÜYÜYÜP
Her şey büyüyüp güçlenecek yine bir gün:
sular dalga dalga hep, karalar düzgün
ağaçlar kocaman, duvarlar küçücüktür;
vadilerdeyse güçlü, çok yönlü, görürsün
bir çobanlar ve çiftçiler soyu büyür.
Yok artık kiliseler, Tanrı'yı kuşatan
kaçkın kuşatır gibi, sonra çığlıklar atan
bir tutsak ve yaralı hayvanmış gibi Tanrı-
artık bütün evler açıktır her gelene
ve her yerde bir özveri geniş alabildiğine
belirler aramızdaki davranışları.
Beklemek yok artık, bakıp durmak öteye;
ölümün bile hakkını vermek özlemine
yer var ancak; ve elleri yadırgamasın diye
bizi, bilmeye dünyayı bütün bütüne.
Çeviri: A. Turan Oflazoğlu
***
İSPANYOL RAKKASESİ
Elinizde henüz çakılmış ama alevlenmemiş
beyaz bir kükürt kibrit gibi
her yana ateşten oklar fırlatır
sonra halka halka dizilmiş
sabırsız seyirciler ortasında raksa başlar.
Ateş genişler ve bir anda alev kesilir rakkase.
Bakışlar tutuşturur saçlarını da
ve birden kıvrak bir çeviklikle, bir işveyle
döner yelpaze gibi etekleri alevde
çıplak kolları uzanır havada gergin
çıngıraklı bir yılan gibi ürkek.
Ve sonra daraldıkça daralır ateşten çember
toplayıp bir yumak gibi fırlatır alevi uzaklara
öyle bir gurur, öyle bir öldürücü bakışla
ve seyre dalar uzanıp yere kudurmuş, çılgın
alev git gide köpürür, o sürdürür böylece görkemini.
Fethetmiş artık, kendinden emin
tatlı gülümseyişlerle kalkıp selamlar yağdırır
küçük ve çevik ayaklarla söndürürken alevi.
Çeviren: Osman Türkay
***
Budur Benim Çabam
Budur benim çabam, bu:
adanmak özlem çekerek
dolaşmaya günler boyu.
Güçlenip genişlemek derken,
binlerce kök salarak
kavramak hayatı derinden-
ve ortasından geçerek acının
olgunlaşmak hayatın ta ötesinde,
ta ötesinde zamanın!
Çeviren: A. Turan Oflazoğlu
***
GERİZEKALININ ŞARKISI
Yolumda değil onlar. (Bu yolda) olmama onlar izin veriyor.
Derler ki hiçbirşey olmaz bana.
Ne kadar iyi.
Hiçbir şey olmaz. Ruhülküdüsten akar
tüm şeyler, o özel hayaletin çevresine
gelirler ve giderler(bilirsiniz)-,
ne kadar iyi.
Hayır, gerçekten düşlememeliyiz bunun
tehlikeli olacağını.
Elbette kan vardır.
En sertlerindendir kan da. Sert taş gibi.
Artık sürdüremeyeceğimi düşünüyorum bazen-,
(Ne kadar iyi)
Oradaki şu güzel topa bak:
her yerde olduğu gibi kırmızı ve yuvarlak.
İyi ki öyle olmasını sağladın.
Çağırsam gelir mi bana?
Dünya ne kadar tuhaf görünür,
karışgan ve kırılgan, uzak ve yakın:
dostça, biraz belirsiz.
Türkçesi: M.KANSU
***
AĞIR SAAT
Kim ağlarsa şimdi dünyada bir yerde,
nedensiz ağlarsa dünyada,
bana ağlar.
Kim gülerse şimdi bir yerde geceleyin,
nedensiz gülerse geceleyin,
bana güler.
Kim giderse şimdi dünyada bir yere,
nedensiz giderse dünyada,
bana gider.
Kim ölürse şimdi dünyada bir yerde,
nedensiz ölürse dünyada,
bana bakar.
***
KOMŞU TANRI
Hayatımı genişleyen halkalar içre yaşarım ben,
nesneler üzre açılan birim birim.
Sonuncuyu, belki, başarmak gelmez elimden;
fakat denemek isterim.
dönerim çevresinde Tanrı'nın, o eski kulenin gece gündüz
dönerim binlerce senedir;
doğanmıyım ben, fırtına mı, bilmem henüz,
yoksa bir büyük şarkı mıyım nedir...
***
BAŞTAKİ
Sonsuz özdeyişlerden yükselirler
Sonlu eylemler zayıf çeşmeler gibi,
Vaktinde ve titreyerek eğilirler.
Bizde her zaman sessiz duranlar oysa,
Mutlu güçlerimiz, gösterirler
Kendilerini bu dans eden gözyaşlarında.
***
BIRINCI AGIT
Haykirsaydim, kim duyardi beni, melekler
Katindan? Ve ansizin bassaydi bile
Içlerinden biri beni bagrina: Yok olurdum onun
Daha güçlü varligi karşisinda. Çünkü güzel olan degil başka bir şey
Korkuncun başlangicindan, ancak katlanabildigimiz ona;
Hayraniz ona, kayitsizca küçümsediginden
Bizi yok etmeyi. Her melek korkunçtur.
Ve tutar kendini, yutkunurum çagrisini
Karanlik aglayişimiz. Ah, kime gereksinim
Duyabiliriz ki? Meleklere degil, insanlara degil;
Ve farkina vardilar bile hayvanlar, kendi sezgileriyle
Hiç de güvenlik içinde olmadigimizin
Anlamlarla oluşturdugumuz bu dünyada. Bize kalan belki de
Bir agaç, yokuşun başindaki her gün yeniden
Görebilecegimiz; belki de biz kalan, geçmişin sokaklari;
Ve çeke çeke uzattigimiz bagliligi bir alişkanligin,
Bize yapişip kalmiş; öylesine yapişmiş ki, kopmak bilmiyor.
Bir de gece, gece, evrenle dolu rüzgar
Yüzümüzü kemirdiginde-, kime kalmaz ki, o özlenen,
Yumuşakça hayal kirikligina ugratan, bir kalbi
Alt etmeyi bekleyipte. Yoksa gece, sevenlere daha kolay midir?
Ah, ne çare, örttüler yazgilarini birbirleriyle.
Bunu bilemezmisin hala? Firlat kollarindan boşlugu
Karişsin solugumuz evrene; belki de kuşlar içlerinde
Hissedecekler zenginleşen havayi uçarlarken.
Evet, baharlarin gereksinimi vardi sana. Beklemişlerdi bazi
Yildizlar senden, onlari hissetmeni. Yükselmişti
Bir dalga geçmişten, ya da
Geçerken açik bir pencerenin önünden
Verivermişti kendini sana bir keman sesi. Işte tüm bunlar görevindi
Ama başarabildin mi? Degil miydin hala
Beklentilerin daginikliginda, müjdelerken her şey
Sana bir sevgiliyi? (Nerede alikoymak istiyorsun onu,
Kapindan büyük, yabanci düşünceler
Girip çikarlarken ve sende gecelerken sik sik.)
Ama özlüyorsan, şarkinda sevenleri anlat.
Ölümsüz degildir yeterince onlarin bu ünlü duygusu.
Onlari anlat şarkinda, neredeyse kiskandigin; o terkedilmişleri,
Daha fazla sevebildiklerini sandigin tatmin edilmişlerden. Başla
Yeniden, hiç erişilmez o övgüye
Düşün: o kahramanlari, yok olmayi her zaman
Bir bahane sayan varolmaya ve onlarin son doguşlarini,
Ama alir sevgilileri yorgun doga
Içine yeniden, sanki bir ikinci sevgi yaratma gücü
Yokmuşcasina. Düşündün mü Gaspara Stampa'yı (1)
Yeterince? Öyle ki, bir genç kız da
Sevgilisini yitirmiş, örnek alarak
Bu seven kadını: ben de onun gibi olsaydım diyebilsin.
Zamanı gelmedi mi, bu en eski acıların bize
Daha faydalı olmalarının? Zamanı gelmedi mi, seven bizlerin
Sevgiliden ayrılmasının ve bunu heyecandan titreyerek başarmasının:
Titrek kirişi yenen bir ok gibi, fırlarken tüm hızıyla
Olduğundan daha fazlasına erişmek için. Çünkü yok kalmak diye bir şey.
Sesler, sesler. Dinle, kalbim, tıpkı yalnızca
Ermişlerin dinlediği gibi. Öyle ki, o dev çağrı
Kaldırdı onları yerden. Ama onlar
O doğaüstü kişiler, sürdürürlerdi diz çökmeyi aldırmadan:
İşte böylesine kulak vermişlerdi. Sanma ki, dayanabilirdin
Tanrı'nın sesine, bu sana o denli uzak ki. Fakat dinle esmekte olanı,
O daimi haberi, sessizlikten oluşan.
Fısıldıyorlar genç ölüler sana
Girdiğinde içlerine o kiliselerin, Roma ve Napoli deki,
Söylemiyorlar mıydı sana yazgılarını yavaşça?
Tüm görkemiyle bir yazıt anlam kazanmıyor muydu karşında,
Levhasındaki Santa Maria Formosa kilisesinin.
Nedir istedikleri benden? Kaldırmam mı gerek sessizce
Görünüşteki haksızlığı, ruhların
Saf devinimini az da olsa engelleyen.
Ne kadar da tuhaf, artık yeryüzünde barınmamak;
Yeni yeni öğrenmeye başladığımız alışkanlıklarını yerine getirmemek;
Güllere ve kendi kendilerine yeten diğer nesnelere
Artık insan geleceğine yönelik anlamlar vermemek;
Artık sonsuz kaygılı ellerde bulunmamak;
Ve artık kendi adını bile bırakmak bir yana, tıpkı kırık bir oyuncak gibi.
Ne kadar da tuhaf, artık arzuları arzulamamak.
Ne kadar da tuhaf, tüm bağlantıların çözülmüş,
Mekan içinde uçuştuklarını görmek. Ölmüş olmak ne denli güç
Ve yitirilenleri yerine koymakla dolu, az da olsa
Sonsuzluk hissetmek için. Fakat tüm yaşayanlar
Yanılgıya düşmekteler, büyük ayrımlar yapmakta.
Melekler (denir ki) kendileri bile bilmezlermiş
Yaşayanların mı yoksa ölenlerin mi aralarında dolaştıklarını.
Bu her iki alanın arasından geçerek sonsuz akış,
Sürüklüyor durmadan tüm çağları, bastırıyor tüm sesleri her iki alanda.
En sonunda bize artık gereksinim duymuyorlar, erken ölenler;
Vazgeçilmekte yaşama alışkanlığından yavaşça, göğüslerinden
Ayrılır gibi annelerin. Ama bizler, o büyük
Sırlara gereksinim duyanlar için, hüzünden doğar sık sık
O mutlu ilerleyiş. Varolabilir miydik bizler onlar olmadan?
Boşuna mıdır efsane, Linos'un (2) yası tutulurken hani,
Çorak durağanlığın arasından müziğin sızdığı?
Şaşkınlığa uğratılan bir mekan, neredeyse tanrısal bir gencin
Temelli çıkıp gidişiyle; boşluk o titreşimlere
Dönüşmüştü, bizi şimdi sürükleyen, ve avutan ve yardım eden.
1910 yılında Thurn-und-Taxis Prensesi, onu Duino şatosuna davet etti. Kuzey Afrika'ya ve Mısır'a yolculuklar yaptı. 1919 yılından sonra sık sık İsviçre'ye gitti ve Muzot şatosuna yerleşti. Hasta olan Rilke, ömrünün son üç yılında Fransızca birkaç şiir yazdı ve Paul Valery'den Almanca'ya tercümeler yaptı.1926, Valmont, Montreux de öldü.
"Şairin yerleşik değerlerle belki de ilk hesaplaşışıdır bu: Çevresinde büyük bir hızla çeşitli faşizm biçimlerine yönelmiş 'ulusallık'ların karşısına koymak için Avrupa'nın dörtbir yanından, "Fransa'dan, Burgonya'dan, Felemenk'ten, Kaernten koyaklarından, Bohemya kalelerinden" getirdiği "Baylar"la, yerel halktan ırzına geçilmiş ve öldürülmüş insanların yanından geçen ve bu "yabancı ülkede" bir Fransız ile dostluk kurdurduğu, adını bile sormayan Macar Kontes ile bir aşk gecesi yaşattığı ve sonunda da şanslı bir biçimde ölüme gönderdiği "Langenau'lu"yla, gelmekte olan yüzyılı kasıp kavuracak acılara, ulağın "ağlarken göreceği" ananın gözyaşları kadar keskin bir soru işareti getirir Rilke: Önemli olan dostluk, sevgi ve ölüm değil midir -söz konusu olan bir "sefer" ve bir "sancak" bile olsa?.. "
Şiirlerinden Örnekler :
HER ŞEY BÜYÜYÜP
Her şey büyüyüp güçlenecek yine bir gün:
sular dalga dalga hep, karalar düzgün
ağaçlar kocaman, duvarlar küçücüktür;
vadilerdeyse güçlü, çok yönlü, görürsün
bir çobanlar ve çiftçiler soyu büyür.
Yok artık kiliseler, Tanrı'yı kuşatan
kaçkın kuşatır gibi, sonra çığlıklar atan
bir tutsak ve yaralı hayvanmış gibi Tanrı-
artık bütün evler açıktır her gelene
ve her yerde bir özveri geniş alabildiğine
belirler aramızdaki davranışları.
Beklemek yok artık, bakıp durmak öteye;
ölümün bile hakkını vermek özlemine
yer var ancak; ve elleri yadırgamasın diye
bizi, bilmeye dünyayı bütün bütüne.
Çeviri: A. Turan Oflazoğlu
***
İSPANYOL RAKKASESİ
Elinizde henüz çakılmış ama alevlenmemiş
beyaz bir kükürt kibrit gibi
her yana ateşten oklar fırlatır
sonra halka halka dizilmiş
sabırsız seyirciler ortasında raksa başlar.
Ateş genişler ve bir anda alev kesilir rakkase.
Bakışlar tutuşturur saçlarını da
ve birden kıvrak bir çeviklikle, bir işveyle
döner yelpaze gibi etekleri alevde
çıplak kolları uzanır havada gergin
çıngıraklı bir yılan gibi ürkek.
Ve sonra daraldıkça daralır ateşten çember
toplayıp bir yumak gibi fırlatır alevi uzaklara
öyle bir gurur, öyle bir öldürücü bakışla
ve seyre dalar uzanıp yere kudurmuş, çılgın
alev git gide köpürür, o sürdürür böylece görkemini.
Fethetmiş artık, kendinden emin
tatlı gülümseyişlerle kalkıp selamlar yağdırır
küçük ve çevik ayaklarla söndürürken alevi.
Çeviren: Osman Türkay
***
Budur Benim Çabam
Budur benim çabam, bu:
adanmak özlem çekerek
dolaşmaya günler boyu.
Güçlenip genişlemek derken,
binlerce kök salarak
kavramak hayatı derinden-
ve ortasından geçerek acının
olgunlaşmak hayatın ta ötesinde,
ta ötesinde zamanın!
Çeviren: A. Turan Oflazoğlu
***
GERİZEKALININ ŞARKISI
Yolumda değil onlar. (Bu yolda) olmama onlar izin veriyor.
Derler ki hiçbirşey olmaz bana.
Ne kadar iyi.
Hiçbir şey olmaz. Ruhülküdüsten akar
tüm şeyler, o özel hayaletin çevresine
gelirler ve giderler(bilirsiniz)-,
ne kadar iyi.
Hayır, gerçekten düşlememeliyiz bunun
tehlikeli olacağını.
Elbette kan vardır.
En sertlerindendir kan da. Sert taş gibi.
Artık sürdüremeyeceğimi düşünüyorum bazen-,
(Ne kadar iyi)
Oradaki şu güzel topa bak:
her yerde olduğu gibi kırmızı ve yuvarlak.
İyi ki öyle olmasını sağladın.
Çağırsam gelir mi bana?
Dünya ne kadar tuhaf görünür,
karışgan ve kırılgan, uzak ve yakın:
dostça, biraz belirsiz.
Türkçesi: M.KANSU
***
AĞIR SAAT
Kim ağlarsa şimdi dünyada bir yerde,
nedensiz ağlarsa dünyada,
bana ağlar.
Kim gülerse şimdi bir yerde geceleyin,
nedensiz gülerse geceleyin,
bana güler.
Kim giderse şimdi dünyada bir yere,
nedensiz giderse dünyada,
bana gider.
Kim ölürse şimdi dünyada bir yerde,
nedensiz ölürse dünyada,
bana bakar.
***
KOMŞU TANRI
Hayatımı genişleyen halkalar içre yaşarım ben,
nesneler üzre açılan birim birim.
Sonuncuyu, belki, başarmak gelmez elimden;
fakat denemek isterim.
dönerim çevresinde Tanrı'nın, o eski kulenin gece gündüz
dönerim binlerce senedir;
doğanmıyım ben, fırtına mı, bilmem henüz,
yoksa bir büyük şarkı mıyım nedir...
***
BAŞTAKİ
Sonsuz özdeyişlerden yükselirler
Sonlu eylemler zayıf çeşmeler gibi,
Vaktinde ve titreyerek eğilirler.
Bizde her zaman sessiz duranlar oysa,
Mutlu güçlerimiz, gösterirler
Kendilerini bu dans eden gözyaşlarında.
***
BIRINCI AGIT
Haykirsaydim, kim duyardi beni, melekler
Katindan? Ve ansizin bassaydi bile
Içlerinden biri beni bagrina: Yok olurdum onun
Daha güçlü varligi karşisinda. Çünkü güzel olan degil başka bir şey
Korkuncun başlangicindan, ancak katlanabildigimiz ona;
Hayraniz ona, kayitsizca küçümsediginden
Bizi yok etmeyi. Her melek korkunçtur.
Ve tutar kendini, yutkunurum çagrisini
Karanlik aglayişimiz. Ah, kime gereksinim
Duyabiliriz ki? Meleklere degil, insanlara degil;
Ve farkina vardilar bile hayvanlar, kendi sezgileriyle
Hiç de güvenlik içinde olmadigimizin
Anlamlarla oluşturdugumuz bu dünyada. Bize kalan belki de
Bir agaç, yokuşun başindaki her gün yeniden
Görebilecegimiz; belki de biz kalan, geçmişin sokaklari;
Ve çeke çeke uzattigimiz bagliligi bir alişkanligin,
Bize yapişip kalmiş; öylesine yapişmiş ki, kopmak bilmiyor.
Bir de gece, gece, evrenle dolu rüzgar
Yüzümüzü kemirdiginde-, kime kalmaz ki, o özlenen,
Yumuşakça hayal kirikligina ugratan, bir kalbi
Alt etmeyi bekleyipte. Yoksa gece, sevenlere daha kolay midir?
Ah, ne çare, örttüler yazgilarini birbirleriyle.
Bunu bilemezmisin hala? Firlat kollarindan boşlugu
Karişsin solugumuz evrene; belki de kuşlar içlerinde
Hissedecekler zenginleşen havayi uçarlarken.
Evet, baharlarin gereksinimi vardi sana. Beklemişlerdi bazi
Yildizlar senden, onlari hissetmeni. Yükselmişti
Bir dalga geçmişten, ya da
Geçerken açik bir pencerenin önünden
Verivermişti kendini sana bir keman sesi. Işte tüm bunlar görevindi
Ama başarabildin mi? Degil miydin hala
Beklentilerin daginikliginda, müjdelerken her şey
Sana bir sevgiliyi? (Nerede alikoymak istiyorsun onu,
Kapindan büyük, yabanci düşünceler
Girip çikarlarken ve sende gecelerken sik sik.)
Ama özlüyorsan, şarkinda sevenleri anlat.
Ölümsüz degildir yeterince onlarin bu ünlü duygusu.
Onlari anlat şarkinda, neredeyse kiskandigin; o terkedilmişleri,
Daha fazla sevebildiklerini sandigin tatmin edilmişlerden. Başla
Yeniden, hiç erişilmez o övgüye
Düşün: o kahramanlari, yok olmayi her zaman
Bir bahane sayan varolmaya ve onlarin son doguşlarini,
Ama alir sevgilileri yorgun doga
Içine yeniden, sanki bir ikinci sevgi yaratma gücü
Yokmuşcasina. Düşündün mü Gaspara Stampa'yı (1)
Yeterince? Öyle ki, bir genç kız da
Sevgilisini yitirmiş, örnek alarak
Bu seven kadını: ben de onun gibi olsaydım diyebilsin.
Zamanı gelmedi mi, bu en eski acıların bize
Daha faydalı olmalarının? Zamanı gelmedi mi, seven bizlerin
Sevgiliden ayrılmasının ve bunu heyecandan titreyerek başarmasının:
Titrek kirişi yenen bir ok gibi, fırlarken tüm hızıyla
Olduğundan daha fazlasına erişmek için. Çünkü yok kalmak diye bir şey.
Sesler, sesler. Dinle, kalbim, tıpkı yalnızca
Ermişlerin dinlediği gibi. Öyle ki, o dev çağrı
Kaldırdı onları yerden. Ama onlar
O doğaüstü kişiler, sürdürürlerdi diz çökmeyi aldırmadan:
İşte böylesine kulak vermişlerdi. Sanma ki, dayanabilirdin
Tanrı'nın sesine, bu sana o denli uzak ki. Fakat dinle esmekte olanı,
O daimi haberi, sessizlikten oluşan.
Fısıldıyorlar genç ölüler sana
Girdiğinde içlerine o kiliselerin, Roma ve Napoli deki,
Söylemiyorlar mıydı sana yazgılarını yavaşça?
Tüm görkemiyle bir yazıt anlam kazanmıyor muydu karşında,
Levhasındaki Santa Maria Formosa kilisesinin.
Nedir istedikleri benden? Kaldırmam mı gerek sessizce
Görünüşteki haksızlığı, ruhların
Saf devinimini az da olsa engelleyen.
Ne kadar da tuhaf, artık yeryüzünde barınmamak;
Yeni yeni öğrenmeye başladığımız alışkanlıklarını yerine getirmemek;
Güllere ve kendi kendilerine yeten diğer nesnelere
Artık insan geleceğine yönelik anlamlar vermemek;
Artık sonsuz kaygılı ellerde bulunmamak;
Ve artık kendi adını bile bırakmak bir yana, tıpkı kırık bir oyuncak gibi.
Ne kadar da tuhaf, artık arzuları arzulamamak.
Ne kadar da tuhaf, tüm bağlantıların çözülmüş,
Mekan içinde uçuştuklarını görmek. Ölmüş olmak ne denli güç
Ve yitirilenleri yerine koymakla dolu, az da olsa
Sonsuzluk hissetmek için. Fakat tüm yaşayanlar
Yanılgıya düşmekteler, büyük ayrımlar yapmakta.
Melekler (denir ki) kendileri bile bilmezlermiş
Yaşayanların mı yoksa ölenlerin mi aralarında dolaştıklarını.
Bu her iki alanın arasından geçerek sonsuz akış,
Sürüklüyor durmadan tüm çağları, bastırıyor tüm sesleri her iki alanda.
En sonunda bize artık gereksinim duymuyorlar, erken ölenler;
Vazgeçilmekte yaşama alışkanlığından yavaşça, göğüslerinden
Ayrılır gibi annelerin. Ama bizler, o büyük
Sırlara gereksinim duyanlar için, hüzünden doğar sık sık
O mutlu ilerleyiş. Varolabilir miydik bizler onlar olmadan?
Boşuna mıdır efsane, Linos'un (2) yası tutulurken hani,
Çorak durağanlığın arasından müziğin sızdığı?
Şaşkınlığa uğratılan bir mekan, neredeyse tanrısal bir gencin
Temelli çıkıp gidişiyle; boşluk o titreşimlere
Dönüşmüştü, bizi şimdi sürükleyen, ve avutan ve yardım eden.