Agnostisizm, kökeni antik dünyaya dayanan ancak modern adını 19. yüzyılda alan köklü bir felsefi duruştur.Terimin Kökeni ve TarihçesiKelime Anlamı: Yunanca bilinemez anlamına gelen "agnostos" kelimesinden türemiştir.İsim Babası: Terimi ilk kez 1869 yılında İngiliz biyolog Thomas Henry Huxley kullanmıştır.Huxley'nin Amacı: Dönemin kilise baskısına ve her şeyi bildiğini iddia eden dogmatik yapılara karşı, "bilmediğini itiraf eden" bilimsel bir duruş sergilemektir.Antik Kökenler: Kavramın temelleri İlk Çağ'da Sofist filozof Protagoras'ın "Tanrılar üzerine bilgi edinmede yetersizim" sözlerine ve Sokrates'in "Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimi bilmektir" felsefesine dayanır.Temel Felsefi MantığıAgnostisizm bir "inanç" veya "inançsızlık" biçimi değil, bir bilgi felsefesi (epistemoloji) yöntemidir. Mantığı şu iki kurala dayanır
Agnostisizm ve bilim, "kanıt yoksa hüküm de yoktur" ilkesinde tamamen birleşir. Agnostisizm, bilimsel yöntemin felsefeye ve metafiziğe uyarlanmış halidir.1. Bilimsel Yöntemle Doğrudan İlişkisiBilim, bir iddianın doğru ya da yanlış olduğunu kabul etmek için gözlemlenebilir, ölçülebilir ve tekrarlanabilir kanıtlar arar.Olgusal Yaklaşım: Bilim dünyası, şu anki teknoloji ve bilgi birikimiyle deney fesi alanına girmeyen (Tanrı, ruh, ölümden sonrası gibi) kavramları "inceleme dışı" bırakır.Agnostik Tavır: Bilim insanı, laboratuvarda test edemediği bir gücü "kesin vardır" veya "kesin yoktur" diyerek kestirip atmaz. Kanıt yetersizliğinden dolayı "Bilmiyorum" der. Bu, tam olarak agnostik duruştur.2. Yanlışlanabilirlik İlkesi (Karl Popper)Modern bilimin en temel kurallarından biri Karl Popper'ın yanlışlanabilirlik ilkesidir. Bir iddianın bilimsel olabilmesi için, hangi şartlar altında yanlışlanabileceğinin söylenebilmesi gerekir.Örnek: "Evrende görünmez ve hiçbir maddeyle etkileşime girmeyen bir yaratıcı var" iddiası bilimsel değildir. Çünkü bu iddiayı test edecek veya yanlışlayacak hiçbir deney tasarlanamaz.Sonuç: Agnostisizm, bu tür yanlışlanamayan iddialar karşısında nötr (tarafsız) kalmayı seçerek bilimsel felsefeye sadık kalır.3. Kanıt Yükümlülüğü (Onus Probandi)Bilimde ve mantıkta kural şudur: Bir iddiayı ortaya atan kişi, onu kanıtlamakla yükümlüdür.Eğer birisi "Tanrı vardır" diyorsa kanıt göstermelidir. Aynı şekilde "Tanrı kesinlikle yoktur" diyen bir ateist de evrenin her noktasını bildiğini iddia etmiş olur ve bunu kanıtlamalıdır.Agnostik bilim anlayışı, her iki taraf da somut bir kanıt sunamadığı için "Kanıt sunulana kadar bu konuda bir yargıya varmıyorum" der.4. Bilim Tarihindeki Büyük AgnostiklerBilim dünyasının en parlak zihinlerinin birçoğu kendisini agnostik olarak tanımlamıştır:Albert Einstein: Kendisini ateist olarak görmediğini belirtmiş, evrenin arkasındaki muazzam düzen karşısında duyduğu hayranlığı anlatırken agnostik bir çizgide durmuştur. Şöyle demiştir: "Bizler, her dilde yazılmış kitaplarla dolu devasa bir kütüphaneye giren küçük bir çocuk gibiyiz. Çocuk bu kitapları birinin yazdığını bilir ama nasıl yazıldığını bilmez."Carl Sagan: Ünlü astronom, ateizmin de evrenin yokluğuna dair kesin bir bilgi iddia etmesini eleştirmiş ve "Ateizm, Tanrı'nın olmadığına dair kesin kanıtlara sahip olduğunu söyler ama böyle bir kanıt yoktur. Agnostisizm bilimsel açıdan en dürüst yaklaşımdır" demiştir.Neil deGrasse Tyson: Günümüzün en popüler astrofizikçilerinden Tyson, evrenin yapısını incelerken herhangi bir dogma ile hareket etmemek adına kendisini kesin bir dille agnostik olarak tanımlar.Özetle; bilim nasıl ki kanıtı olmayan bir hipotezi yasa olarak kabul etmiyorsa, agnostisizm de kanıtı olmayan metafizik iddiaları gerçek olarak kabul etmez.
Albert Einstein, inanç konusunda kendisini net bir şekilde "agnostik" olarak tanımlamaktadır. Ne geleneksel anlamda dindar bir teist ne de saldırgan bir ateist olduğunu söylemiştir.Onun bu konudaki görüşleri şu temel felsefi düşüncelere dayanır:1. Kişisel Tanrı Kavramını ReddediyorEinstein, insanların dualarını duyan, onları cezalandıran veya ödüllendiren, insan biçimli (antropomorfik) bir "Kişisel Tanrı" inancını çocukça bulduğunu ve reddettiğini açıkça belirtmiştir."Kendi yarattığı varlıkları ödüllendiren ya da cezalandıran bir Tanrı hayal edemiyorum."2. Ateizm Eleştirisi ve Agnostik DuruşuEinstein, Tanrı'nın kesinlikle olmadığını iddia eden fanatik ateistleri de entelektüel açıdan kibirli bulmuş ve onlarla aynı fikirde olmadığını vurgulamıştır."Tanrı ile ilgili konumum agnostiktir. Doğanın ve kendi varlığımızın entelektüel kavrayışının zayıflığına uygun düşen bir alçakgönüllülük tavrını tercih ediyorum."3. Spinoza'nın Tanrısı ve "Kozmik Din"Einstein'a "Tanrı'ya inanıyor musunuz?" diye sorulduğunda, ünlü filozof Baruch Spinoza'yı işaret etmiştir. O, Tanrı'yı evrenin kendisi, doğanın muazzam düzeni, matematiği ve harmonisi olarak görür. Buna da "Kozmik Dini Duygu" adını verir."Ben Spinoza'nın Tanrısı'na inanıyorum; var olan her şeyin yasalarla örülü harmonisinde kendini gösteren bir Tanrı'ya... İnsanların kaderiyle ve amelleriyle ilgilenen bir Tanrı'ya değil."4. Kütüphane AnalojisiEvren karşısındaki agnostik hayranlığını şu meşhur benzetmeyle açıklar:"Bizler, her dilde yazılmış kitaplarla dolu devasa bir kütüphaneye giren küçük bir çocuk gibiyiz. Çocuk bu kitapları birinin yazdığını bilir ama nasıl yazıldığını bilmez. Dilleri de anlamaz. Sadece kitapların dizilişindeki gizemli bir düzeni sezer ama ne olduğunu çözemez. İşte en zeki insanın bile Tanrı karşısındaki durumu budur."Özetle Einstein; dinlerin anlattığı cezalandırıcı Tanrı'ya inanmıyor, evrenin yoktan var olduğunu söyleyen ateizmi de kanıtsız buluyor. O, evrenin kusursuz matematiğine hayranlık duyan bilimsel bir bilinemezcidir (agnostik)
kaynakça :Google global & google yapay zeka soru: cevap: nitelikli=